Öne çıkan

YALNIZLIĞIM

Birileri arkandan konuşuyorsa onlardan öndesiniz demektir. Yükün dürüstlük’se gücün düşer belki ama başın düşmez.

Ve yine yalnızım diye düşünürken yanımda kimse yok fikri, el uzatan şeytanı melek olarak görmem gibiydi yalnız kalışım. Ve aldığım her nefes yalnızlığa itiyor beni.

Kocaman kalabalık ortasın da tuhaf hissettiğim bir boşluk bırakıyor yalnızlığım.Yaşamak istiyorum; Hayatın her şartın da öncelik vermem gereken tek gayenin kendi mutluluğum olması gerektiğiydi. Dünyaya gelirken tek geldiğimin ve benden başka ben olmadığının bilinci ile yaşamalıydım. Her neyi ,ne şekil ,nere de yaşıyor olsam da, BEN benim başka ben’in olmadığının bilincindeyim ve yalnızlığım’ın sessizliği ile birlikteyim.

Biliyorum ki , kalabalık da olsam dahi gün gelip kalabalığın gideceğini tek başına kalacağımın bilinciyle beni yaratan taşıyamayacağım yükü vermeyen ALLAH’a hamd ediyorum. Ben aslında yalnız değilim beni hiç bırakmadığını bildiğim ALLAH’ım var .O bana yeter.

Hatice Büyükarı…

CAN VE CENNET

“Can cenet’i seviyor,günahlar bırakmıyor” misali yaşamak.

Güzel günler adına yola çıkıp ömrünü adarsın.Gün gelir bir dili ekmekle doyarsın  “Mutlusun”

Her gün önüne çıkan zorlukları aşmak sana huzur verir. Görevin sevdiklerinin mutlu olmasını sağlamak. Her acı her atılan tokat yüreğini yaksa da susarsın. Umudunu bağladığın sevdiklerin için.

Evet “can cenneti seviyor” lakin hayat öyle bir engel koyuyor ki parçalanıp darma dağın oluyorsun. Bunun adına “Günah” deniliyor.

Bu günahı tek başına sen yapmışsın gibi,her ağızdan bir söz. Sana destek olup toparlanmanı istemeyenler, seni günahkâr ilan ediyor.

Evet günahkâr olmak cennetin değerini daha çok hissettiriyor. Bunları yaşayan sensin. Bırak günahkâr desinler. Günahlarından arınır’sın, sevaplar sana kalır.

Gene son söz sendedir. Seni günahkâr edenlere “Allah sizlerden razı olsun”der . Herşeyi ilâhi adalete bırakırsın.

Evet” CAN CENNETİ SEVİYOR”

Hatice Büyükarı……

Yalnızlık Nedir

Etrafına bakıp kimseyi görmediğin de anlıyorsun yalnızlığın güzelliğini.

Üzerime öyle yakıştı ki giydiğim hırka misali .

Çıkartıp atamıyorum yalnızlığımı.

Yalnızlık nedir bilen varmı?

Dinleyip de duyamamak,

Sevip de söyleyememek

Uzanıp da dokunamamak

Gibi dir yalnızlık.

Beyninde ki konuşmaların sebebidir

Sessizlik ve yalnızlık.

Gün gelirde eski beyninden

Ruhundan bedeninden eser kalmamış

Yılgın yorgun yıpranmış sın

İşte o zaman yalnızsın.

Şarabın koyu karanlık gölgesi gibi

Hatice Büyükarı…

RUH HALİM

Bir ay doğuyor karanlığı aydınlatan . Serpilmiş pırlanta taşları gibi Yıldızalar. Sessiz gecenin ışıl ışıl görüntüsü. Atlas yorgan misali Samanyolu. Yorgun bedenlere sıkışan ruhlar. Baktıkça gökyüzüne huzur buluyor. Denizin sakın çırpınışı ve yakamoz. Alıp götürüyor beni uzak diyarlara. Düşünüyorum. Ben neredeyim? Düşündükçe ruhum bedenimden uzak. Sessizim,yorgunum. Hangi gemi ve nereye yolculuk? Ben ruhlar aleminde sığınacak körfez, çapa atacak liman ararcasına dolaşıyorum. Ve gülüyorum kendi kendime . Affettiğimden değil, boşverdigim’den. Çoğu şeyin üzerinde durmuyorum. Mutlu olmaktan çok, güçlü olduğum için. (Hatice Büyükarı)

Yaşamak için Nedenin Olmalı

Bazen İnsanlar seni tek başına çaresiz ve güçsüz olarak görür. Tek başına olmanın sizi yalnız bıraktığını düşünür.

Halbuki çevrenizin yanlış insanlarla dolu olması en büyük yalnızlıktır. Öyle insanlar var ki etrafında “kalbi düşman” Öyle samimi yaklaşır ki sana “dışı hoş içi boş”dur.

Yaşamak için bir nedeni olmalı insanın. Senin yaşamak için Nedenin ne? Bunu düşünmelisin. Hayattan umudunu kesmemen gerektiğinin bilincine sahip olmalısın. Bu nedeni bulduğun gün sıkıntının üstesinden gelirsin. Her sıkıntının üstesinden gelmeye başladığın zaman olgunluğa erdiğinin farkındasın. Herkez sana yaptıklarının yanlış olduğunu ve yanlış yolda yürüdüğünü söylese de , doğru da yanlış da senin bunu unutma sakın.

H.z Ömer’in de söylemiş olduğu gibi “Yolu doğru olanın yükü de ağır olur” inandığın doğrulardan vazgeçme. İnanmış olduğun insanların değişiminin farkına vardığın zaman uzaklaş. İki şey yakar insanın yüreğini. “Dostundan gelen ihanet. Düşmanından gelen merhamet ” Sen inancını kaybetme. Yüreğinden gizlemiş olduğun sevgiden merhametten vazgeçme. H.z Mevlananın söylemiş olduğu gibi “sevgi şifadır. Sevgi güçtür. Sevgi değişimin mührüdür ” bunu unutma malısın. “Kimi zaman gül bahçesi olmalı hakkın yanında Cemaliy’le .Kimi zaman kılıç zulmün karşısında Celaliy’le .

O güzel yüreğinde taşıdığın sevgi’nin bitmesine izin verme. Şu fani dünyada kırdılarmı seni boşver… Sen sus yaradan konuşsun. Gerçekten haksız yere Kırdılarsa gönlünü seni melekler korusun. Ne beddua et. nede kırılan sen ol. Sen affet ki onlar UTANSIN.

“Üzülme sakın. Kaybettiklerin kurtulduklarındır belki de. ” Unutma “her gelen sevmez. Seven de gitmez. ” Sen sakın sevginden inancından vazgeçme. Gideceğin tek yol hakkın yolu.

Sevdan Rabbine olsun. Her ne dilersen Rabbin’den dile ve ona sığın.

Sen bu dünyada teksin . Yaşamak için bir nedenin olmalı. O neden uğruna mücadele etmelisin.

Hatice Büyükarı. ….

DÜŞÜNCEM

Doğru yolda ilerlerken karşınıza çıkacak olan bir engeli aşmak için sabretmek gerekiyor.

Düşünceler seni zorlamış olsa da sabrın sonunda selamet olduğunu hiç bir zaman unutmamak gerekir. Hatalar insanlar için .Hata yaparak doğrunun değerini daha iyi anlıyoruz.

Sen kendini her şartta dayanıklı durumda güçlü olduğunu bildiğin süre içinde herşeyin üstesinden gelebilirsin.

Sadece kendin ol . Kendine olan güvenin bitmesin. Kula kul olma . Sen sadece sensin senin bir başka benzerin olamaz. Herkes kendince haklı. Herkezin düşüncesi kendine. Yeterki sen kendinden ödün vermeden kula kulluk etmeden yaşamayı bil.

Ben, Beni Yazıyorum

Ben , beni yazıyorum, benimle birlikte gidenleri. Özlemlerimi, hayallerimi, düşlerimi, yalnızlığımı ve bu günkü ruh halimi

Belki bu günkü duygularımla yalnızım diye dertleniyorum. Biliyorum ki hiç bir şey sonsuza kadar sürmeyecek. Yaşamanın ve doğanın kanunu bu olmalı. Var oluşumuzun da geçici olduğunu biliyorum. Bunun nasıl olacağını arada bir olsa da hissediyorum.

Biliyorum ki, şu anda yaşamakta olduğum yalnızlığın vermiş olduğu sıkıntı da geçici. Karanlığın ardın dan aydınlığın olduğu gibi, Yağmur ve fırtınadan sonra gökyüzünü kaplayan kara bulutların dağılacağı ,yerini masmavi gökyüzüne gök kuşağına bırakacağı misali.

Bazen aldığım kararlara kızıyorum.Kendi kendime konuşuyorum, suçluyorum. Sonra öfkem geçiyor. Almış olduğum karar benim ve bu kararla seçmiş olduğum yolda düşmeden sağlam adımlarla yürümeliyim diyorum. Bir çok zorluğu aşan benim . Pek çok savaştan galip çıkan benim. Belki çok yoruldum. Bu yorgunluk ben’im duygularımı düşüncelerimi ve bedenimi yormuş olsa da bu yol ben’im. Sitem yok.

Bazı geceler, yataktan kalkıp bir bardak su içme isteği bile mücadele istiyor. Ve bu mücadeleye de alıştırdı beni ben yapan yalnızlığım. Ve uzun bir yola çıkardı. Çıkmış olduğum bu yol da arada bir takılıyorum. Fakat düşmüyorum. Her şeye inat hayat yaşamaya değer.

” Göz ardı edilmekten çok ,eleştirilmek daha iyi.”

Hatice Büyükarı…

GECMİŞ

”Geçmişe takılıp kalma,geleceğin hayalini kurma. Zihnini yalnızca için de bulunduğun ana odakla ve yaşa.”

Sürekli çevren de dönüp durduğun şeyi çabuk kaybedersin. Bizi kendimiz den başka kimse kurtaramaz. Her kez kendi yolunu yürümek zorunda dır. Ne kimsenin gittiği yoldan gitmek zorundasın nede yaşadığını yaşamak.

”Binlerce mum , tek bir mumun ışığı ile yanabilir. Ve o mumun ömründen hiç bir şey götürmez. ” Mutluluk da mum ışığı misali sevgi ile paylaştık’ca çoğalır ,eksilmez.

”Nefretin açtığı yaralar , nefretle tedavi edilemez. Ruh da açılan yaraları tedavi edebilecek tek güç sevgi dir. Ve yaşadığımız evrenin en temel kuralıdır.”

Her ne kadar bunu biliyor olsak da , şartların yönünü sevgi yoluna çeviremiyoruz. Bu kin nefret nereye kadar ??????

Hatice Büyükarı…….

#BlogTour: Silent Victim by Caroline Mitchell @Caroline_writes @midaspr — Jen Med’s Book Reviews

Today it’s my great pleasure to be taking part in the blog tour for Caroline Mitchell’s latest release, Silent Victim. I’m a big fan of Caroline’s work and so when offered the opportunity of an early read I couldn’t pass it up. Not only do I have my review, but I also have a great extract […]

#BlogTour: Silent Victim by Caroline Mitchell @Caroline_writes @midaspr — Jen Med’s Book Reviews üzerinden

The Facebook TV Series Is Going To Be Huge — Static screens

But will it be any good? The idea of scripted TV on social media has always seemed a little shaky, it was initially tried by myspace back in the day and there have been several TV shows since that have tried to make their way through social media with the exception being Skam. Now Facebook […]

The Facebook TV Series Is Going To Be Huge — Static screens üzerinden

Bi arkadaşın başına gelenler.. — Bir gün ben…

Yine günlerden bir gün; arkadaşın biri diyetteymiş. Ben değilim yani sakın yanlış anlaşılmasın. Ben su içsem bile yaramıyorki! diyetmiş, kilo almakmış nedir bilmem yani. Neyse o kısmı pek karıştırmayalım şimdi. Gitmiş bu arkadaş kendine böyle havalı havalı uygulamalar indirmişki; yediğini içtiğini denetleyebilsin. Bi oturuşta yediği öküzlerin kalorisini bilip bilinçli şişko olarak dolansın ortalıkta diye. Herşey […]

Bi arkadaşın başına gelenler.. — Bir gün ben… üzerinden

(JOHANNESBURG, S.A.) Assailants attacked a top national triathlete who was cycling to a training session & cut into his legs with a blunt saw, causing severe injuries, an athletic director said Wednesday: Mhlengi Gwala, 27, was undergoing surgery after the attack which occurred before dawn on Tuesday in the coastal city of Durban, said Dennis Jackson, director of the elite athlete program for KwaZulu-Natal province #AceNewsDesk reports — Ace News Services

#AceNewsReport – Mar.07: Several attackers pulled Gwala off his bicycle as he cycled up a steep hill and sawed into his right calf, damaging muscle, nerves and bone, according to Jackson, who spoke by phone to the triathlete about the ordeal. They missed a main artery and surgeons are confident they can save the leg, […]

(JOHANNESBURG, S.A.) Assailants attacked a top national triathlete who was cycling to a training session & cut into his legs with a blunt saw, causing severe injuries, an athletic director said Wednesday: Mhlengi Gwala, 27, was undergoing surgery after the attack which occurred before dawn on Tuesday in the coastal city of Durban, said Dennis Jackson, director of the elite athlete program for KwaZulu-Natal province #AceNewsDesk reports — Ace News Services üzerinden

(JOHANNESBURG, S.A.) Assailants attacked a top national triathlete who was cycling to a training session & cut into his legs with a blunt saw, causing severe injuries, an athletic director said Wednesday: Mhlengi Gwala, 27, was undergoing surgery after the attack which occurred before dawn on Tuesday in the coastal city of Durban, said Dennis Jackson, director of the elite athlete program for KwaZulu-Natal province #AceNewsDesk reports

https://wp.me/p165ui-ows

SEVİYORUM SENİ UZAKTAN

Seni uzaktan seviyorum.Gecenin sessizliğin de,

Yıldızları seyrederken,İçtiğim bir bardak çay da,

Seni seviyorum ve özlüyorum.

Seni uzaktan seviyorum.

En çaresiz anımda ,Isıtıyor yüreğimi,

Hayalim de olan sen.

Bedenim, ruhum yine seni özlüyor.

Sen benim alın yazım.

Seni uzaktan sevip hissetmek her şeyden güzel.

Ben seni seviyorum

Sevda bu olsa gerek.Ben seni görmeden sevdim.

Sonra resmin geldi ona bağlandım.

Gözlerindeki gülüşüne,bakışına aşık oldum.

O bir kare resmin hayatıma güven verdi.

Ve ben sana gönülden inandım güvendim.

Hayat yolculuğu başladı ikimiz için.

Bu yolculuk nasıl sürecek bilemiyor olsam da

Mutluyum ve seviyorum.

Başkaları bana kızacak delirdin diyecekler.

Varsın desinler ben seni sevdim.

Ve seni gönül gözüyle gördüm, Sevdim.

Ve mutluyum seni sevdiğim için.

Bu sevgiden vazgeçmem.

SENİ SEVİYORUM BİR TANEM…

Jan Kleijn …& Hatice Büyükarı ….

VİCDAN

İnsanın kaçamayacağı en büyük otorite, kendi vicdanıdır.

Kişinin kendi niyeti veya davranışları hakkın da kendi ahlâki değerlerini temel alarak yaptıklarını ve ya yapacaklarını ölçüp biçtiği bir kişilik özelliğidir.

Kişi kendi davranışları ile kişiliğini yansıtır. Vicdan duygusuna sahip ise kendine yapılmasanı istemedigi birşeyi başkasına yapmaz.

Büyük binalar da oturan insanların dikkat etmesi gereken bazı kurallar vardır. Bunların en başın da gürültü çıkarmamak,balkondan aşşağıya birşey atıp silkelememek gibi. Bunlar dan canı yanan biriyim. Ben bu konulara her ne kadar dikkat eden biri olsam da ne yaziki benim düşüncem de olmayan komşularım var. Bu konular da vicdanım rahat. Ne kimseye rahatsızlık veririm ne de verilmesini isterim. Ne yazıkki üst komşum her gün üsten birşeyler silkeler veya atar defalarca ikaz etmeme karşı atmaya devam.

Bir gün üst komşum oturmaya gelmişti. Sohbet güzel çay kahve derken, komşuluk dan ,kul hakkından söz açıldı. Komşum vicdan sıkıntısı yaşamış olmalı ki! Benim onu affetmemi hakkımı helâl etmemi istedi. Önce güldüm daha sonra kalbini kırmadan ne diyebilecegimi düşündüm . Ne diyebilirdim ki . En nihayetin de komşuyduk. Komşuluk ilişkisini koparmamak adına sadece diyebildiğim ” Bir daha silkeleme atma yeter”oldu. Biliyordum onun vicdanı rahatsız olmuştu. Vicdanını rahatlatmak icin oturmaya gelmisti.

Benim kötü huylarım ya da iyimi demem gerekir bilemiyorum , insanların hatalarını yüzüne vurmayı rencide etmeyi hiç sevmem. İsterim ki ! kişi kendi hatasini kendi hatırlasın bir daha yapmasın. Bu kpnular da keşkelerim olmadı hiç bir zaman.

Viçdanı rahatsız edecek konulardan ve hareketlerden uzak durmak gerekmezmi ?

Oda Müziği ve Diğer Şiirleri | James Joyce — Çiğdem İskent

ODA MÜZİĞİ ve Bütün Şiirleri | CHAMBER MUSIC and His Other Poems | James Joyce “Ölene kadar uğraşsalar da Ele geçiremeyecekler ruhumu asla Kendi ruhlarına da benzetemeyecekler Mahamanvantara’ya kadar; Geri çevirseler de beni kapılarından Ruhum sonsuza dek tiksinecek onlardan.” Bu mısralar 1904 yılında yazdığı 🎶The Holy Office ( Kutsal Görev) isimli şiirinden. Bir eleştiri şiiri […]

Oda Müziği ve Diğer Şiirleri | James Joyce — Çiğdem İskent üzerinden

Çarkı Kırık Dünya

Çarkı kırık dünyanın dibi delik kuyusunda boğulmaktan korkmuyorum.

Her gecenin sabahı olduğu gibi, her yanlışın bir doğrusu,her doğrunun da bir yanlışı vardır. Hiç kimse kusursuz ve mükemmel değildir. Hatalar biz insanlar içindir. Hata yaparak öğreniriz doruyu.

Hayat denen kitabın sayfalarını okurken; bazen mutluyuz bazen hüzünlü. Canımız yana yana satırları okumak zorun da kalırız. O ,öyle bir kitap ki! okumuş olduğumuz sayfanın sonunun nasıl biteceğini, yada başka bir sayfa da neler yazılı olduğunu bilemiyoruz.

Her sayfayı çevirdiğimiz de yüreğimiz de bir umut bir bekleyiş vardır, bir sonraki sayfa için. Hep hayal kurarız okurken . Bazen bu hayaller de kayboluruz gerçekmiş gibi, ya da hayallerden kurtulup yerini umutsuzluğa bırakırız sabırla bir sonraki yaprağa geçmeyi isteriz.

Biz, bu hayaler ya da umutsuzluk içinde okuduğumuz sayfada neyin doğru neyin yanlış olduğunu düşünürken , hayat kitabının son yaprağına gelmişiz farkına varamadan. Arka sayfalara dönüp baktığımız da sadece yüreğimiz de iz bırakanların hatıraları,sessiz çığlıkları, acıları göz yaşları kalır.

Hatice Büyükarı…

BAŞAK

Buğday tanesinin toprağa düşmesi ve başak olması misali gibi.

Anne ve babanın sevgi ile ekip büyüttüğü, yarım da kalsa göz nuruydu. Ne de çabuk geçmişti seneler. Buğday tanesi ekildi , büyüdü, başak oldu. Erdi mi? Zorla da olsa ermek zorunda mı bırakıldı. Ekildiği toprakta neler yaşadı, hangi fırtına da boynu büküldü, hangi kurak senede kurumaya yüz tuttu, bunu kendin den başka kimse bilmedi .O sadece sustu ve bekledi.

Yaş yedi, hayat tarlasında daha başak tutmadan fırtınayla boynu büküldü. Hem de ne fırtına kopmuştu. Tutunmak istediği tek şey sevgiydi. Buğday tanesi önce sevgi ile beslenmesi gerekliydi. Sonra su’ya ,güneşe ihtiyacı olacaktı. Tek sevgi ile büyümenin hayat tarlasında ne kadar zor olacağını bilemeyecek yaşta olsa da , kırılıp boyun eymemek adına diren’meliydi. Öyle de oldu.

Yeşil başak tutmaya başladığı dönem de öyle bir kasırga kopmuştu ki! Ekilmiş olduğu tarladan koparmak darmadağın etmek üzereydi. Halbuki o kendine söz vermişti boyun eyme den savrulmadan yaşayacaktı. Canı yanıyordu ne kimseye söyledi ne de hissettirdi. Kasırga koparmak istese de O yaradan Rabbinin yardımı ve vermiş olduğu güçle dayandı.

İlk fırtına ve kasırga dan sonra bir yedi sene daha geçmişti. Daha kendini toparlama fırsatını yakalayamayan bizim başak , ikinci kasırganın yıkımına uğradı. Öyle canı yanmıştı ki! Canından canını koparıp almıştı. Buna dayanmaya bazı şeylerin seyrini değiştirmeye gücü yetmemişti. Her zaman yüreğinin yanı boş kalacaktı ve o yerin doldurulması mümkün değildi.

O, çaresiz yıllar da sevgi ile tutunabileceği, sağlam kırılmayan bir dal bulmak kolay değildi. Yaradanına sığındı . Ondan yardım diledi. İçinde ki acının verdiği zararı kimseye hissettirmedi. O, her zaman olduğu gibi sustu ve bekledi. Biliyordu onun yaşamasını isteyen Rabbi’nin yalnız bırakmayacağını. Kader’midir bilinmez istediği olmuştu. Tutunacak onu her şeye karşı koruyup kollayacak bir dal bulmuştu ve öyle benimseyip tutunmuştu ki! kimsenin gücü yetmezdi bırakmasına.

O, seneler önce kendine söz vermişti. Her ne olursa olsun hayatını dürüst yaşamalıydı ve tutunacağı dalına sahip çıkacağını başından geçen her şeyi çekmiş olduğu sıkıntıları, acıları anlatacaktı. Öyle de oldu. Her şeyi göze almıştı kabul edilmeyebilirdi de. O, hep dürüst ve sadık kaldı.

Önce kısa bir sessizlik ve ardından her şey güzel başlamıştı. Tüm bu olanlar neticesi karşısın da başak mutluydu. Kısa bir süre sonra onun da bir tanesinin olacağını öğrenmesi , tutunmuş olduğu dalı bir o kadar daha sevmesine sarılmasına sebep olmuştu. Tanesini her koklayıp sarıldığın da bir o kadar daha güçleniyordu kökleri sağlamlaşıyor du. Hayatın tüm zorluklarına karşı savaşma sebebi vardı artık.

Aradan bir iki sene geçmiş ti ki gene tanesinin artacağını öğrenmiş ti çok mutluydu. Her şey güzeldi ve çoğalan tanelerinin keyfine diyecek yoktu.Taneler dört olmuştu. Her yatağına yattığı zaman Rabbi’ ne şükrediyordu.

Günler ayları, aylar seneleri yaşattıkça başak olgunlaşmış, sararmaya yüz tutmuş, taneleri serpilip büyümüştü .Gene esintiler, fırtınalar vardı var olmasına da başak tanelerinin olgunlaşıp büyümesi için tutunduğu dalın kırılıp kopmasına izin vermiyordu. Çünkü taneleri olgunlaşıp büyümeliydi. Sustu her zaman ki gibi sessiz kaldı.

Yeni kasırganın öncesin de esen fırtına misali, kıyamadığı gözünden bile sakındığı tanelerinden birinin erip olgunlaşmadan toprağa düşmesi ile canı yanmış hayata olan inancının, gülümsemesinin yerini çaresizlik, umutsuzluk almıştı. Yüreğinde ki acı ile kıvranıyordu. Ağlayan boş gözlerle etrafına anlamsızca bakıyordu. Şimdi ne yapacağını bilmez bir halde sessiz çığlıklar atıyor o çığlıklar içinde kayboluyordu.

Her zaman olduğu gibi etrafı kalabalıktı. Gelen gidenler onunla konuşsa da o kendi içinde kaybolmuş isyan ediyordu. Soruyordu ne den hep ben ? Onun acısını paylaşacak anlayacak kimsesi yoktu. Kim anlayabilirdi yaşamadan. Senelerdir saygı duyduğu dalı anlamadıktan sonra .Onun da kırılması yakındı. Her kasırga da hayata bağlılığını sevgisini umutlarını kaybetmişti. Bu son esen kasırga kendini de kaybetmesine sebep olmuştu.İçine akan gözyaşlarını kimsenin görmesi mümkün değildi. Toprağa bıraktığı tanesinin daha büyümemiş tanelerini bağrına basarak hayata tutunmayı denedi. Bu da onun acı çekmemesine engel değildi . Taneler o kadar ufaktı ki . Anne sıcaklığına , kokusuna ihtiyaçları vardı. Başak’ın bunu vermesi imkân’sızdı. Daha çok içi yanıyor daha çok isyan ediyordu. Düşündükçe yürek sızısı artıyordu Küçük taneleri babasına vermeliydi. Ve öyle de yaptı.

Neden? dedi kendine tekrar, tekrar. Böyle bir düşünce içinde kendini yok etmek istedi yakınında bulduğu ne için olduğunu bilmediği ilâç kutusunu avucuna boşalttı hiç tereddüt etmeden içti. Kimseye de bir şey belli etmeden yatmıştı. Bir an ayağa kalkıp son defa ağabeyinin sesini duymak ve ona ihtiyacının olduğunu söylemek istedi.

Telefonu açtı ve diyebildiği tek kelime ,

_Ağabi sana ihtiyacım var. Oldu ve telefon kapandı. Bundan sonrasını hatırlamadı. Kendinden geçmişti. Ve ayıldığın da midesi bulanıyor başı dönüyordu. Belli ki Rabbi onu yanına almak istememişti. Vûcud kendi mekânizma’sını çalıştırmış zararlı maddeyi dışarı atmayı başarmıştı. Bir kez daha hayata dönmüştü.Daha önce bunu bir çok kez yapmıştı ve gene başaramamıştı. Gidenle gidilmediğini , istemedikçe Rabbi’nin onu almayacağını anlamıştı. Diğer taneleri de vardı. Onları acısının arasında ihmal etmişti. Kızdı kendine .Her ne olursa olsun onlar için güçlü olmalıydı. Yüreğindeki acı yerini korkuya bıraktı. Her gece düşünüyordu, uyku kalmamıştı. ”Yanında kalan tanelerine de bir şey olursa ” korkusu. Bu korku onu yiyip bitiriyordu. Bu duygu fırtınası için de tutunmuş olduğu dala bir kez daha sıkıca sarılmak istedi ve olmadı. Aslın da seneler önce dalın çatlamış olduğunu hissetmişti de bir kez daha demişti.

O, sadece taneleri adına fırtınalara, kasırgalara meydan okumuştu. Şimdi diğer taneleri de başak olup olgunlaşıyor du. Onlar olgunlaşıp tane tuttuk dan sonra neyi kalacaktı ki! Gene yalnız kalacaktı . Her zaman olduğu gibi kalabalık için de fakat tek yürek.

Kendi için bir şeyler yapma vakti gelmişti. Rabbi onu yanına almamışsa vardı elbette bir bildiği. Onu çaresiz yaratmamıştı. Taşıyamayacağı yükü yüklemez di .İyice olgunlaşmış sararmaya yüz tutmuştu . Hayat denen tarlanın taşından da dikeninden de nasibini almıştı . ”Neden gülünü kokla’mayayım” diye düşündü.Bu düşünceler içinde kayboluyordu.

Zaman ne gösterir bilinmez.Bizim başak gülü kokla’yana kadar toprağa mı karışır.Ya da gülün diken’ine mi takılır . Yeni kasırgalar mı eser bilinmez.

Tüm bunları yaşayan başak, her yediği tokadın ardından bir o kadar daha güçlenip Rabbi ne sığındı, sabrın dan ve şükründen vazgeçmedi.Şimdi kendinden emin yaşamaya ,sağlam adımlarla dimdik ayaklarının üzerin de durmayı öğrendi.

Teşekkürler bunları ona yaşatıp hayat tarla’sın da çamura , taşa takılıp düşmeden koşmayı öğretenlere.

Hatice Büyükarı….

KÜÇÜK ANNEM

Küçük annem diye hitap ettiğim ana yarısı olan Teyzemi kaybetmenin vermiş olduğu acıyı daha atamadan, onun hayat arkadaşı ve benim de babamdan sonra baba bildiğim her sıkıntılı anımda yanımda olan , bana tevekküllü olmayı öğreten saygı değer eniştemi uzun dönülmeyen yolculuğa uğurlamanın üzüntüsü içindeyim.

Onlar bu dünyanın değirmen çarkına gelmeden başak olan ,olgunlaşan tanelerdi. Ve şimdi hasat mevsimi bir bir döküldüler. Değirmen taşı eritip un eti ve bizlerden uzağa dönülmeyen yerlere savrulup gittiler. Un olup savrulana kadar her anlarını birlikte ,ayrı kalmadan ,tevekkülle yaşayıp dünyanın değirmenin de dönüp durdular. Yavaş yavaş kendilerin den kopan parçalarını sevgi ile büyütüp yetiştirdiler.
Ve şimdi her ikisi de kalplerimizde sevgi ile yaşıyorlar. Ben sevdiklerime öldü diyemiyorum. Biliyorum ki! onlar başka bir alem de birlikteler .Allah bizden çok sevmiş özlemiş yanına almış.
Yalnız geldik değirmen dediğim dünyaya yalnız da gideceğiz. Tek arzum ; arkamız da sevgi ,dua ve minnetle bizleri anacak nesil bırakabilmek.

Dönülmez yerlere yolculuk eden tüm sevdiklerimin mekânı cennet kabirleri nur olsun.

Duymak istediklerim

Duymak istediklerin değil,duyman gerekenleri söyleyebilme cesareti olan insanlar olmalı yanın da.

Seni sen olduğun için seven , karşılık beklemeyen ,seninle her anı koşulsuz paylaşan , destek veren insanlar olmalı.

Acılarını sevinçlerini paylaşabilen insanlara sahipsen, dünyanın en zengin insanı sensin demektir.Yaşam fırtınanın geçmesini beklemek değildir. Yaşam yağmurda dans etmeyi öğrenmektir.

Hayatım boyunca kırılırken bile kıracak bir şey söylemekle sınandım. Kimi zaman okyanusta küçük bir sandal. Kimi zaman sonsuza açılan koca bir gemi. Kırıldıkca sustum. Gün gelir kıran hatasını anlar dedim. Öyle canımın yandığı günler oldu ki ! En son sözü söylememek için sustum. Hep kırılan kaybeden taraf olsam da ,ilâhi adaletin tecelli edeceği günü sabır dileyip bekleyerek sustum.

Bu benim sınavım dı. Bu sınavda başarılı olmuş’muyum bilemiyorum.

Düşüncelerim

Her şey göründüğü gibi değil. Güler gibi görünsen de içinde kopan kasırgaları ,fırtınaları kimse bilemez.

Yaşadıklarını unutmak isterken, yaşayacaklarından vazgeçmeyeceksin. Geçmişin aklına geldiği zaman olabilecegi gibi ,hatırladığını zannedip geriye dönmeyeceksin Bırakıp gidenler çabuk unutur seni.Sen hatırlama unut gitsin.

Unutulan unutmak istese de, halâ hatırlar. Ve zaman zaman konuşmak ister gene yapamaz. Yanlız gecelerin sessiz çığlıklarının arasında kaybolup gider.

AŞK

Herkes aşık oldum der.Sevdiğini söyler.Çok nadir kişi gerçek sevgiyi yaşar bu uğurda herşeyi yapar gerekirse canından olur.

Çoğu çıkarı için kullanır.Kendi de bilmez ne hissettiğini.Yada senin ne hissettiğini.

Aşk; kavuşana kadar devam eder. Kavuştuktan sonrası???????

Gerçek aşkı yaşayıp kıymetini bilene selâm olsun

AŞK

AŞK; Evet en güzel duyguların yaşandığı , bu uğurda canların yandığı kelime.

Ferhat ile Şirin’in, Kerem ile Aslı’nın aşkı misali. Bazen düşünüyorum da,bir birlerine kavuşmuş olsalardı aşkın anlamı nasıl anlatılırdı. Destanlaşmış hikâye anlatılırmıydı.

Şahsi düşüncem, kavuşmuş olsalardı ne Ferhat dağları delerdi,Ne de Kerem yollara düşerdi. Şimdiki aşk anlayışı , şan, şöhret,para,yatlar,katlar.Maddiyata değişilen maneviyat. Tüm bunları düşününce sevginin anlam ve değerin soru işaretine takılıyor.

Gerçek sevginin değerini bilen ve yaşayan canlara selâm olsun